Toplumun büyük kısmı genelde sorgulamadan yaşar. Bırakalım yaşadığı dünyayı, kendi ülkesini, kendi şehrini ya da sokağını, hatta apartmanını bile sorgulamaz, çekinir, soru sormaktan kaçar. Cehalet mutluluktur diye düşünür. Çünkü sorguladıkça yürünen yol zorlaşır. Oysa düşünmemek, içinde bulunduğu gerçekliğe teslim olmak en kolayıdır. Ve bu kısır döngü insanı kemirip durur. Nedir esas olan, sorgulamak mı? Yoksa çoğunluğun yaptığı gibi bilgisizliği övmek mi, cehalet mi?
Kahramanımız “Bazıları bu dünyanın çirkinliğini görmeyi tercih eder, bense güzelliğini görüyorum” diyerek başlıyor sözlerine… Doğru olan hangisidir, çirkinlikleri görüp isyan etmek mi, güzellikleri görüp mutlu olmak mı?
İnsan ateşle buzun arasında bir sınava tabi tutulur. Doğru olanı seçmek genellikle zordur!
